|
ASTROLOJİ
NİYE İŞE YARAR?
Jackie
Slevin, C.A.
Eski NCGR eğitim direktörü
Tarih öncesi zamanlardan beri insan ırkı dünyasal
deneyimlerini anlamaya çalışmaktadır. Bu
anlamı bulmak için yaptıkları ilk hareket,
bir mağara insanının gözlerini merakla gökyüzüne
dikmesi ve yakında olacak olaylar üzerinde düşünmesi
olabilir. Gökyüzü hikayeler anlatabilirdi,
kehanetler onun elindeydi, yolculuk, avcılık
ve tarımı etkileyecek hava koşulları hakkında
önceden haberler verirdi. Günışığı ve
karanlık, iki haşmetli nesne olan Güneş ve
Ay'ın doğması ve batmasıyla belirlenirdi.
Eski insanlar hareketlerini belirlemekte gökyüzünü
referans alıyorlardı. O zamanki bilge kişiler
gezegenlerin ve yıldızların gelişimleri üzerinde
eksiksiz çalışmalar yapan ve bunların birer
işaret levhası olarak nasıl kullanılabileceğini
inceleyen insanlardı. Gözlemler, tabiat ananın
gökyüzündeki olanları yansıtış şekline göre
yapılırdı. İstiridyelerin açılıp
kapanmaları ve gel-gitlerin ritmi, ayın fazlarıyla
aynı zamanda oluşuyordu. Pusulası olmayan
denizciler Kuzey Yıdızı'nı ve diğer yıldız
kümelerini yön bulmak için kullanırlardı. Mısırlılar,
Sirius yıldızıyla Güneş birlikte yükseldiğinde
Nil Nehrinin taşarak sele neden olduğunu
defalarca gözlemlediler. Eski insanların gökyüzünde
gözlemledikleri düzen yıllık takvimlerini şekillendirip
tanımlamalarını sağladı. Sözün özü,
eski ve saygın göksel olgu sistemi işe yaradı.
Ama bu olgu nasıl işledi? Dünya ve yeryüzü
arasındaki direkt bağıntı neydi? Eğer
astronomi gezegenlerin ve yıldızların
incelenmesiyse, astroloji, transendantalist
(deneyüstücü) filozof Ralph Waldo Emerson'ın
yaptığı tanıma göre basitçe 'astronominin
insan ilişkilerine uygulanması' idi.
İngiliz astronom Percy Seymour
'Astroloji: Bilimin Kanıtı (Astrology:
The Evidence of Science)' isimli şaşırtıcı
kitabında, doğum haritalarına dayanılarak
yapılan belli tahminlerin mantıksal olarak açıklanabileceğini
ve bilimsel olarak sınanabileceğini yazdı. Böyle
bir teoriyi kabullenerek profesyonel itibarını
riske atmış ve karşılığında da pek çok
eleştiri almıştı. Astroloji bilimi,
toleranssız eleştiriye yabancı değildir ve
çoğunlukla bir gülme malzemesi olarak kabul
edilir. Astrolabe. Inc'in kurucularından
astrolog ve yazar Rob Hand 'medya, astroloji ile
dalga geçer gibi ilgileniyor' demiştir.1
Seymour, astrofizik alanında master ve doktora
yapmış Greenwich, İngiltere'deki Kraliyet
Rasathanesi'nde kıdemli okutman olarak çalışmıştır.
Şu an ise, güneybatı İngiltere'deki Plymouth
Politeknik Enstitüsü'nün astronomi bölümünde
baş okutman ve planetarium direktörü olarak görev
yapmaktadır. Seymour ‘Tabii ki insanların
teorime karşı çıkacaklarını bekliyordum’
diye kabul ediyor, ‘ama reaksiyonun bu derece
şiddetli ve mantıksız olabileceğini ummamıştım’
diye ekliyor. ‘Burada Politeknik'teki ve
Kraliyet Astronomi Topluluğu'ndaki bazı arkadaşlarım,
kitabı okumadan veya kanıtlara bile bakmadan
kesinlikle fikri reddettiler. Bu arada diğer
pek çok bilimadamı, hatta saygıdeğer
bilimadamları dinozorların neslinin tükenmesiyle
ya da başka herhangi birşeyle ilgili olarak
evreni -ilginçlikten yoksun birtakım
teorilerle- uyandırdılar. Bunda sorun çıkmıyor.
Ama astrolojiyle ilgili bir teori sunun ve
insanlar sizi deli kabul etsinler.’
1984 de BBC’den bir ekip astroloji hakkında kısaca
fikrini almak için bir röportaj yapana dek
Seymour'un kendisi de astrolojiye gözucuyla (kuşkuyla)
bakıyordu. Soruya verdiği cevap ise standarttı:
‘Belli yönlerini destekleyecek kanıtlar olduğunu
biliyorum, ama şahsen gezegenlerin, güneş ve
ayın insan hayatını nasıl etkileyebileceğini
anlatabilecek herhangi bir mekanizma olduğunu düşünemiyorum.’3
Daha
sonra sürekli sorulan bu soruya verdiği
basmakalıp cevabını ciddi olarak tekrar düşündü
ve evren ile insanlar arasındaki kayıp bağ
olarak işleyebilecek mekanizmayı keşfetti. Şu
anki astroloji teorisi düz ve basit:
‘….astroloji mistik veya büyülü değil
sadece manyetik. Güneşin düzensiz
aktiviteleriyle, gezegen hareketleri ile sürekli
çalkalanarak köpürmesiyle, solar rüzgarla dünyaya
doğru taşınmasıyla ve bizim tüm bunları
anne rahminde büyürken dünyanın manyetik
alanı vasıtası ile algılamamız biçiminde açıklanabilir.’4
Seymour'ın astrolojinin geçerliliğini kabul
etmesine neden olan esas kanıt ise, Fransız
bir psikolog/istatikçi olan Michel Gauguelin'in
güneş burcundan ziyade doğum haritasındaki
gezegenlerin yerleşiminin daha sonuçsal olduğunu
gösteren (çözümleyen-tecrübe eden)
titizlikle oluşturulmuş astroloji metoduydu.
Başka bir deyişle parçaların kendisi, parçaların
toplamından daha önemliydi. 1951'de Gauguelin,
Academie de Medicine'e seçilen 576 Fransız
doktorun doğum verilerini kuşanarak araştırmasında
önemli bir gelişme sağladı. ‘Herbir
doktorun doğum saatinde planetlerin pozisyonunu
çıkararak yaptığım (sıkıntılı) çalışma
sonunda, bulduklarımdan istatistiksel bir
derleme yaptım. Birdenbire olağandışı bir
gerçekle karşılaştım. Doktorlarım, vasat
insanlara ait aynı gökyüzü pozisyonlarında
doğmamışlardı. Hemen hepsi, iki gezegenin,
Mars ve Jüpiter'in yükseldiği veya en tepede
olduğu andan kabaca 2 saat sonra dünyaya
gelmeyi seçmişlerdi. Bunun dışında Jüpiter
gezegeninin yükseldiği veya en tepede olduğu
andan sonra doğmayı reddetmişlerdi. Bu derece
uzun ve verimsiz bir araştırmadan sonra olduğum
noktada bir değil üç şaşırtıcı gerçekle
karşılaştım bunlara ise sadece gezegenlerin
günlük hareketlerini izleyerek ulaştım.’5
Gauguelin bu yeni metodu, Academie De Medicine'e
seçilmeyen 508 doktorun doğum haritalarını
incelemesine konu alarak tekrar sınadı.
‘Mars ve Saturn'ün pozisyonlarını hesapladım.
Bir kez daha, doktorlarım dünyaya gelmek için
bu gezegenlerin yükseldiği ya da en tepede
olduğu anı seçmişlerdi ve bir kez daha Jüpiter
gökyüzünün bu kısmında hareket ederken doğmayı
reddetmişlerdi.’ 6 (Gauguelin'in bahsettiği
bölüm, doğum haritasında 10. Ve 12. Ev arasında
yer alan çeyrek daireyi kapsıyor.)
Gauguelin'in buluşu başka araştırmalarla
beraber, astrolojinin ‘annelerimizin rahminde
büyürken dünyanın manyetik alanı aracılığıyla
algıladıklarımız’ olduğu saptamasıyla
bir noktada Seymour'ın astroloji teorisine
benzerlik doğuran bir başka 'gezegensel kalıtım'
teorisi araştırmasının yapılmasına yol açtı.
16 Yıl ve 30.000'in üzerindeki harita sonrasında,
Gauguelin ulaştığı sonuçları L'Heredite
Planetarie isimli kitabında yayınladı. ‘Eğer
aynı gezegen ebeveynlerinin doğumları sırasında
gökyüzünde aynı bölgelerde ise çocukların
da bu gezegen yükselirken ya da tepe noktasındayken
doğma eğilimleri var. Gerçi bu pek dile
getirilen bir eğilim değil, yine de çok sayıda
doğum inecelendiğinde, bir kuşaktan diğerine
geçen bu kadar çok gezegensel benzerliği şansın
oluşturmuş olma olasılığının milyonda
birden az olduğunu akılda tutmak gerekir.’7
Öte yandan Gauguelin, Kepler'in 1598'de
insanları ikna etmeye çalıştığı astral
kalıtım teorisini çürüttü: Doğum akrabalıklarını
gözlemledi. ‘Sizin Güneş-Merkür çakışık
açınız var; oğlunuzun da öyle; her ikinizin
de Merkür'ü Güneş'in arkasında. Sizin Satürn
ve Ay arasında 120 derecelik açınız var,
onun da neredeyse 60 derecelik Ay Satürn açısı.
Sizin ve onun Venüs'ü karşıt.’8 Kepler
sadece basit önermeleri ortaya koyabilmişti,
çünkü Gauguelin'in temin edebileceği
binlerce doğum haritasına ulaşma imkanından
yoksundu.
Gezegenlerin, Güneş ve Ay'ın insan yaşamını
nasıl etkileyebileceğini açıklayan
mekanizmasını keşfederken Seymour,
Gauguelin'in gezegensel kalıtım sonuçlarından
‘benim teorimi ilgilendiren alanda, yaptığı
bütün buluşlar içinde en önemlisi. Çünkü
kişilik özellikleri ile karşılaştırıldığında
gezegensel pozisyonlar ve doğum zamanları
gibi objektif olarak ölçülebilir niceliklere
dayanıyorlar. Aynı zamanda fiziksel bir
faaliyetin de konuyla ilgili olduğunu oldukça
açık belirtiyorlar. Gauguelin'in, manyetik
kargaşanın yoğun olduğu günlerde etkinin
daha da arttığını bulduğunu biliyorum ve bu
bana çok önemli göründü, bu yüzden de konu
üzerinde daha çok durdum.’9 diye bahsediyor.
Algılanabilir hareket yarattığı ve bu yüzden
incelenip analiz edilebildiği için manyetik
karmaşa, eski ‘yukarıda ne varsa aşağıda
da o oluyor’ gerçeğini oluşturan anahtardır.
Bununla beraber, Seymour'un astrolojinin nasıl
işlediğine dair çalışmaları manyetizmaya
dayanıyor. Rahmin manyetik dürtüyü algılaması
sinir sistemi aracılığı ile oluyor. Aynı biçimde
bir bebeğin fiziksel özellikleri açısından
ebeveynlerine benzemesi de manyetik anteninin
benzer şekilde çalışması ve anne ve babanınki
ile aynı manyetik frekanslara göre yankılanmasıyla
oluşuyor. Seymour bize dünyanın kendisinin de
bir mıknatıs olduğunu ve ve gezegenin 20-30
kat büyüğü bir manyetik alanla çevrelendiğini
hatırlatıyor. Bu nedenle manyetik çekimler
veya 'faaliyetler' hemen emiliyor. Bir bebek doğmaya
hazır olduğunda , anne rahminde sinir
anteniyle gezegenden manyetik bir sinyal alıyor,
bu da asıl doğum anını tetikliyor. Astroloji
kişiliği tahmin etme gücünü gezegenlere
vererek arabayı atın önüne bağlamış
oluyor. Seymour, kişinin doğumunu hangi
gezegensel sinyalin haber vereceğini
belirleyenin ve kişiliğin oluşumunu sağlayanın
genler olduğundan emin görünüyor. Astroloji
sadece doğanın takdir ettiklerini sınıflandırır,
ancak astrolojinin anlattıkları önemsiz değildir
ayrıca da yaşamın ilk dakikaları ile de sınırlı
değildir. 10
Seymour'ın manyetizma teorisindeki ilginç
nokta ise, güneş lekelerini, güneş üzerindeki
ateş parçalarını, güneş patlamalarını ve
rüzgarlarını tamamen onaylamasına rağmen
John H. Nelson'ın güneş lekeleriyle
ilgili önemli araştırmasına hiç değinmemesidir.
Çocukluğundan beri amatör bir astronom olan
ve RCA İletişim'de radyo operatörü olarak çalışan
Nelson, 25 yılın üzerindeki ihtimamlı
deneyimleri ile solar araştırma ve tahminlere
öncülük etmiştir. 1946'da 'kısa dalga radyo
yayma analisti' ünvanını almış ve
beklenmedik bir tartışma ile sonuçlanan
bilimsel bir gözlem sürecine başlamıştır.
‘Varolan kabul görmüş bilim yasalarının açıklayamadığı
şekilde, güneşin gezegenlere ya da
gezegenlerin güneşe birşey yaptığını gördük.
Her ne kadar güneş lekeleri hiçbir zaman tam
olarak anlaşılamasa da, dikkatli bir gözlem
sonrasında tahmin edilebilir olduklarını gördüm.Tahminlerin
neden doğru olduklarını anlamak ise kolay değil.
Geleceğin amatörleri ya da bilim adamları güneş
sisteminde, güneşte ve dünyanın iyonosfer
tabakasında ne olup bittiğine dair bilimsel
bir açıklama getirirlerse, o zaman bu konuyu
okültün alanından çıkarıp, bilimsel
temelde inceleyebiliriz. Bunun bir gün yapılacağına
inancım tam.’ 11
Çinliler eski zamanlardan beri güneş
lekelerini kaydetmekteydiler, ancak 16. yüzyıl
İtalya'sında bunları evde yapılmış
teleskobu ile gözlemleyip bilim adamlarına
rapor eden Galileo Galilei'ydi. O zamanlarda
bilim adamları keskin dogmaları serbest düşünceye
izin vermeyen Katolik Kilisesine bağlıydılar.
Kilisenin güneş ve gezegenlerle ilgili
doktrini, güneşin mükemmel ve her türlü
lekeden arınmış olduğunu söyleyen Aristo'ya
dayanıyordu. Güneşin yüzeyinde belirli aralıklarla
siyah lekeler göründüğü konusundaki uzun süre
dayatmasının ardından Gallileo, kökten
dincilerin gazabına maruz kaldı ve kendisine
beyanını geri almazsa işkence ile cezalandırılacağı
bildirildi. Duyduğu öfke ve acıya rağmen
Galileo nihayet beyanını geri aldı, ama hemen
ardından ağzının içinde ‘ama onları gördüm’
diye mırıldandı.12
Nelson daha sonra sebatla deney metodunu izledi.
RCA Nelson'ın aynı Galileo'nun yaptığı gibi
teleskopla gözlemleyerek kaydedebildiği güneş
lekelerine dayanarak solar bir harita oluşturdu.
Bu harita sayesinde güneş lekelerinin çizimlerini
yapıp, güneş üzerinde doğru yere yerleştirdi.
Başlangıçta, bu haritalarla yapılan araştırmalar,
radyo frekans ihtiyaçlarının leke sayısına
göre haftadan haftaya hatta bazı durumlarda günden
güne değişebileceğini onayladı. Bu bilgi
Nelson'ın günlük bazda frekans değişim
zamanlarını tahmin etmesine yarayacak bir
sistem geliştirmesini sağladı. ‘Bu,
mesajları halletmede etkili olmamıza katkı sağladı,
çünkü 'frekans geçiş devresi' olarak
bilinen işlem sırasında daha az zaman
kaybedilir oldu.’ Normal durumlarda, yaklaşık
iki saat önce olurdu, normal durumların dışında
ise iki saat kadar sonra olabilirdi. Değerin ne
zaman değiştirileceğini önceden bilmek hem
zaman hem de güç tasarrufu sağladı.
‘Güneş
lekelerinin iyi ve kötü sinyallerle bağlantısını
anlamak daha zor oldu. Lekelerin sinyallere
yapacağı etkiyi tahmin etmeden önce bir yıl
boyunca bunları saptayıp analiz ettim. Gelişme
sağlandı, 1947-48 kışında solar bir haritayı
bir çizim tahtasına tutturup, sinyallerin
sorunlu olduğu her günde güneş lekelerinin
pozisyonlarını kaydettim. Birkaç ay sonra bu
haritanın her yeri güneş lekeleriyle kaplandı,
ama güneşin özellikle bir yüzünde lekelerin
yoğunlaştığı ortaya çıktı. Buradan bizim
sorunlarımıza yol açanın bu bölgedeki
lekeler olduğunu anladım.’13
İspatlananın ilginç olma sebebi ise her
lekenin kendi 'kişiliğinin' olmasıydı. Bazı
lekeler radyo dalgalarının kalitesini olumsuz
etkilerken diğerleri 'iyi huyluydular'. Nelson
bunun için mantıklı bir açıklama bulamadı.
Yıllar boyunca süren bu araştırmadan sonra
Nelson'ın kesin olarak saptadıkları, güneş
lekelerinin 11 yıllık döngülerle işlediği
ve bu tip olayların Güneş'in, Jüpiter, Venüs,
Merkür ve dünya ile çakışık veya karşıt
açı yaptığı zamanlarla bağlantılı olduğuydu.
Bu anıtsal araştırmanın açıklanmasından yıllar
sonra Nelson, gizemli astroloji hakkında daha
fazla şey öğrenmeye karar verdi. New York'ta
astroloji toplantılarına katıldı ve daha
sonra da bu konudan uzak durmaya karar verdi
gerekçesi şuydu: ‘Kitaplarında gördüğüm
astrolojinin çok zor bir konu olduğuydu ve dürüst
olmak gerekirse kendi uzmanlık alanımda
yapacak yeteri kadar işim vardı’ 14 Bir
toplantıdan sonra iki astrolog yanına yaklaştılar
ve kendisi hakkında tahminler yapmak
istediklerini belirterek doğum verilerini
istediler. 'Benim de işimde manyetik fırtınalar
konusunda tahminlerim olduğu için geçmiş ve
ileri zamanlar için tahminler yapabileceğimi
biliyordum. Örneğin eğer, birisi benden 4 Eylül
1918’deki manyetik koşulları anlatmamı
isterse, o gündeki gezegensel pozisyonları
inceleyerek, durum hakkında oldukça güvenilir
bilgi verebiliridim. Astrologların ellerindeki
bilgilerle aynı şeyi yapabilecekleri sonucunu
vardım.’15
Nelson geriye dönük bir çalışma yapılmasına
karar verdi ve her iki astrologdan da iki yıl
önce belli bir günde saat 12:30 PM EST’de ne
yaptığını bulmalarını istedi. Üç ay
sonra her iki astrologdan da bu günün detaylı
bir analizi geldi. ‘Her ikisi de doğruydular,
aslında insanı utandıracak kadar doğruydular.
Bunu basitçe, doğduğum gündeki gezegen
pozisyonuyla, analiz ettikleri gündeki gezegen
pozisyonlarını karşılaştırarak
yapabilmeleri ise idrakımın çok ötesinde.
Astrologların da bunun için mantıklı bir açıklamaları
yok. Bu onları, güneş lekelerinin neden her döngüde
kutup değiştirdiğini ve her döngü değişikliğinde
neden enlem değiştirdiklerini anlamayan
astronomlarla aynı yere koyuyor. Ve ben kendimi
de benzer bir durumda buluyorum çünkü yıllardır
gördüğüm gezegenlerin pozisyonları ve kısa
dalga radyo sinyallerinin davranışları arasındaki
karşılıklı ilişkiyi açıklayacak bir
nedenim yok.’16
Artık medyanın astroloji konusuyla dalga geçmeyi
bırakmasının zamanı geldi. 'Ulusal Bilim
Kurumu'nun 1988 de yaptığı araştırmaya göre
(insanların) %38'i astrolojinin 'çok bilimsel'
veya 'bir şekilde bilimsel' olduğuna inanıyor.
%6'sı ise planlarını astrolojik yorumlara göre
değiştirdiklerini itiraf ediyor.'17
John
H. Nelson'ın öncü çalışması ve Percy
Seymour'ın son teorisi, modern bilim adamlarının
evrenin göksel mekanizmasına yönelik tüm algılayışlarını
değiştirerek dengelemelerini sağladı. Şu sözde
gizli 'yukarıda ne varsa aşağıda da o
oluyor' söylemi mantıklı ve ispatlanmış
bilimsel bir teori olarak formüle edilebilir, o
zaman çağlara dayanan astroloji uzmanlığı
prensiplerinin hakkını korur ve küresel nüfus,
13. yüzyıl filozofu St. Thomas Aquinas'ın sözlerini
anlamak için birleşebilir: ‘Bu dünyada olan
tüm olayların nedeni göksel varlıklardır.’
Çeviren:
Hande Güler
ALINTILAR
1-Patricia King, Newsweek, 15 Ocak 1990
2-Sobel, Dava, 'Dr. Zodiac', Omni, Aralık 1989
sayfa:63-64
3-İbid, S:64
4-Ibid
5-Michel Gauguelin, Doğumzamaları, Hill and
Wang, New York, 1983, s:21
6-İbid, s:26
7-İbid, s:43
8-İbid, s:39
9-Sobel, Dava, 'Dr. Zodiac', Omni, Aralık 1989,
s:66
10-Ibid, s:68
11-John H. Nelson, Propaganda Büyücüsünün
El Kitabı, 73 Inc, Peterborough, NH 1978, s.
vii
12-İbid, p 7
13-İbid, pp.20-21
14-İbid, p.84
15-İbid, p.85
16-İbid, pp.86-87
17-Patricia King, Newsweek, 15 Ocak 1990
|